İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanması öngörülen ‘Mekke Anlaşması’na tepki gösterdi. İktidara “Türkiye, neden sınırları ve nihai maliyeti belirsiz yeni bir askeri yükümlülüğün içine sokulmaktadır?” sorusunu yönelten Dervişoğlu, “Bugünün müşriklerinin menfaati için, Mehmetçiğin ayağına taş değdirmemek için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Mehmetçik, vakfın şirketine satmaya kalktığınız Aramco’nun koruması değildir” dedi.
İyi Parti lideri Dervişoğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Dervişoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
“Okullarımıza silah girmiştir, kan dökülmüştür!”
“Okullarımız, çocuklarımız ne olmuştur? Meseleler halledilmiş midir? Yahut bunları kökünden ele alacak çözümler masaya konulmuş mudur? Velilerin, öğretmenlerin, çocukların endişesi giderilmiş midir? Okullarımıza silah girmiştir, kan dökülmüştür! Bir Milli Eğitim Bakanı var ki, aklı, ilkel ve muhayyel dürtülerle kurduğu bir ahlaka teslim olmuştur. İcraatları, tarihi eğip bükmekten ibarettir. Bu arkadaş, bakanlığı namına yaşanan olayların bir daha tekrarlanmaması için ne yapmaktadır? Bir planı, bir projesi var mıdır? Sadece polisiye tedbirlere başvurulmaktadır. Peki sonra? Sonrası yoktur… Güçlü devlet, görünmeden işleyen devlettir. Görevini yapan iktidar, bağırmadan çağırmadan çalışan iktidardır. Devlet, kendisini yalnızca polisiyle göstermek zorunda kalıyorsa orada büyük zafiyetler vardır. Polisiye tedbir idarenin esası değil, istisnasıdır.”
“Sayın Şimşek’e soruyorum: Sizin gücünüz ancak çiftçiye mi yetiyor?”
“Sene 2026, Ay’a gitmekten bahsediyorsunuz. Uçaklar, dronlar, yapay zekâ yahut bilim festivalleri… Sonuç: Hiçbir üründe üretim planlaması yoktur. Buğdayda, çeltikte, arpada, pancarda çiftçi tarlaya girerken fiyatı bilmiyor. Yapılacak iş bu kadar kolayken, yapılmıyorsa, biz yapacağız. Çiftçinin bütün üretimini almanın garantörü gerektiğinde devlet olacak. (…) Sayın Şimşek’e de soruyorum: Sizin gücünüz ancak çiftçiye mi yetiyor? Sakın çiftçiye para verirsek tüketici fiyatları artar demeyin. Marketteki 6 liralık sebze-meyve harcamasının yalnızca 1 lirası çiftçiye gidiyor. Sıkıntıyı başka yerde arayın! Üreticinin aldığıyla tüketicinin ödediği arasındaki uçuruma bakın. Ama bu ülkenin çiftçisini üretirken yalnız bırakıp, fiyat belirlerken ezip, sonra da gıda enflasyonunun suçlusu ilan etmeyin.”
“Türkiye kimin düşmanını kendi düşmanı ilan ediyor?”
“Şimdi Mekke Anlaşması’nı önümüze koyuyorsunuz. Peki soruyorum: Türkiye kimin düşmanını kendi düşmanı ilan ediyor? Daha ortadan soruyorum, bu ittifak kime karşıdır? İsrail’e mi? İran’a mı? ABD’ye mi? Yoksa başka bir ülkeye mi? Ortak tehdit nedir ve kimdir? (…) Türkiye, neden sınırları, tehdidi ve nihai maliyeti belirsiz, yeni bir askeri yükümlülüğün içine sokulmaktadır? Kitabın ortasından konuşalım: Bırakın bu ‘Hâdimü’l-Haremeyn’ laflarını… Meselenin bu olmadığını gayet iyi biliyoruz. Siz Süleyman Şah Türbesi’ni koruyamamış adamlarsınız. Neyi konuşuyorsunuz? (…) Mesele ne biliyor musunuz? Şimdiden başlayan ve Müslümanların hassasiyetini sömürmeye kalkanları uyarıyorum: Evet Kâbe’mize ev sahipliği yapan Mekke’yi canımız pahasına koruyalım. Ama şuna dikkat edelim, mesele Mekke değildir. O yüzden, müşriklerin aklıyla adım atmayalım. (…) ABD ve İsrail’in bu coğrafyaya ve yeraltı zenginliklerine çökmek için kurduğu tuzağa hükümet eliyle düşmeyelim. Sorarım size, Mekke’nin müşrikleri ile bugün petro-dolarlar için şeytana teslim olmuş aile saltanatının ne farkı vardır? (…) Bugünün müşriklerinin menfaati için, Peygamber Ocağı’nın neferi Mehmetçiğin ayağına taş değdirmemek için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Sesime kulak verin. Burayı iyi dinleyin: Mehmetçik, vakfın şirketine satmaya kalktığınız, Aramco’nun koruması değildir.”
“Suud’un güvenliğini konuşuyorsunuz da Karadeniz’de Türk’ün güvenliğine gelince sesiniz çıkmıyor”
“2022’den bu yana Karadeniz’de onlarca Türk sahipli, Türk işletmeli veya Türk bağlantılı ticari gemi, saldırıların hedefindedir. Türk denizcileri hayatını kaybetti yahut yaralandı. Olaylar olunca, ‘Temas kurduk’, ‘Uyarıda bulunduk’, ‘Yakından takip ediyoruz’ diyorsunuz. Peki sonuç? Gemiler vurulmaya devam ediyor. Türk denizcisinin canı tehlikeye girmeye devam ediyor. (…) Şimdi soruyorum: Karadeniz’de kendi geminin güvenliğini sağlayamıyorsan, kendi denizcinin hakkını açıkça savunamıyorsan, kendi vatandaşına kimin saldırdığını milletin Meclisine açıkça anlatamıyorsan, hangi ülkeye, neyin güvenlik garantisini veriyorsun? Suud’un güvenliğini konuşuyorsunuz da Karadeniz’de Türk’ün güvenliğine gelince sesiniz çıkmıyor. (…) Dünya liderliği, başka başkentler için büyük laflar etmek değil; dünya liderliği, önce kendi vatandaşının canını, kendi bayrağının itibarını, kendi devletinin bağımsız karar verebilme hakkını koruyabilmektir.”
( ANKA )