Türkiye’nin en çok izlenen televizyon kanalları arasında yer alan Halk TV’ye 14 Ekim 2026 tarihinde kayyum atandı. Polis kanalda arama yaparken, yayın akışı kesilerek bant yayına geçildi. TMSF kontrolüne geçen Halk TV’nin başına Yeni Şafak yazarı İbrahim Paşalı kayyum olarak atandı. Paşalı daha önce Flash TV, Flash Haber, Ekotürk, Can Medya ve TELE1’e de kayyum olarak atanmıştı.
MEDYA SEKTÖRÜNDE TMSF DALGASI
Halk TV’ye kayyım atanmasıyla TMSF’nin medya sektöründeki varlığı yeniden gündemde. Son iki yılda Habertürk, Show TV, TELE1 ve EkoTürk’ün de aralarında bulunduğu çok sayıda kanal kayyum yönetimine geçti.
Milliyetçi Gazeteciler ve Yazarlar Birliği Genel Başkanı İsmail Türk, Halk TV’ye kayyum atanması hamlesine ve basına yönelik baskılara yazılı bir açıklamayla tepki gösterdi.
Sürecin hukuk çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini belirten Türk, hem iktidar hem de muhalefet medyasındaki tarafçılığı eleştirerek özgür, bağımsız ve ilkeli gazetecilik çağrısında bulundu.
Halk TV etrafında gelişen hukuki ve siyasi süreçlere değinen İsmail Türk, yasal prosedürlerin ötesinde siyasi bir baskı kurulmasının kabul edilemez olduğunu vurguladı.
‘MUHALEFET ETTİ DİYE BASKI KURULAMAZ’
Türk, “Halk TV’nin yayın faaliyetleriyle ilgili yasal prosedürlere aykırı bir durum varsa bunun değerlendirilmesi elbette hukuk çerçevesinde yapılmalıdır. Ancak mesele, bir televizyon kanalının muhalefet yapması ve iktidarı eleştirmesi nedeniyle baskı altına alınmasıysa buna hiçbir demokratın, hiçbir vicdan sahibi gazetecinin razı olması mümkün değildir” sözlerini sarf etti.
Medya mecralarının yankı odalarına dönüştüğünü belirten Türk, gazeteciliğin asli görevinin kamuoyunu doğru bilgilendirmek olduğunu kaydetti.
Türk, yaptığı açıklamaların tamamında şunları söyledi,
‘GAZETECİLİĞE BASKIYA DA, TARAFGİR GAZETECİLİĞE DE KARŞIYIZ!’
Milliyetçi Gazeteciler ve Yazarlar Birliği Genel Başkanı İsmail Türk’ten açıklama
Halk TV’nin yayın faaliyetleriyle ilgili yasal prosedürlere aykırı bir durum varsa bunun değerlendirilmesi elbette hukuk çerçevesinde yapılmalıdır. Ancak mesele, bir televizyon kanalının muhalefet yapması ve iktidarı eleştirmesi nedeniyle baskı altına alınmasıysa buna hiçbir demokratın, hiçbir vicdan sahibi gazetecinin razı olması mümkün değildir.
‘İKİ TARAFIN DA BORAZANI OLMAYA KARŞIYIZ’
Bununla birlikte bir gerçeği de açıkça ifade etmek zorundayız.
Türkiye’de yalnızca iktidar yanlısı medya değil, kendisini muhalif olarak tanımlayan medya da gazetecilik sınavını hakkıyla verememektedir.
İktidar medyasının kendi görüşlerini savunan isimleri ekranlara taşıması ne kadar yanlışsa, muhalif medyanın da yalnızca kendi siyasi çizgisine hizmet eden, kendi borazanını çalan isimlere yer vermesi o kadar yanlıştır.
‘GAZETECİLİĞİ ELEŞTİRMEK BAŞKA, SUSTURMAK BAMBAŞKA’
Gazetecilik, iktidarın sözcülüğünü yapmak olmadığı gibi muhalefetin propaganda faaliyetini yürütmek de değildir.
Gazetecilik; farklı düşüncelere söz hakkı tanımak, gerçekleri araştırmak, sorgulamak ve kamuoyunu doğru bilgilendirmektir.
Ne yazık ki ülkemizde ekranlar giderek farklı fikirlerin tartışıldığı mecralar olmaktan çıkmış, aynı görüşteki insanların birbirlerini onayladıkları siyasi platformlara dönüşmüştür.
Biz Milliyetçi Gazeteciler ve Yazarlar Birliği olarak bu anlayışın her türlüsüne karşıyız.
Ancak bütün bu eleştirilerimiz, gazetecilere yönelik baskılara sessiz kalacağımız anlamına asla gelmez.
Gazeteciliğin yanlışlarını eleştirmek başka, gazeteciliği susturmaya çalışmak bambaşka bir meseledir.
‘DEMOKRASİ BASINI SUSTURARAK GÜÇLENMEZ’
Hiçbir gerekçe, basın mensuplarına yönelik ölçüsüz ve orantısız baskıları meşru hâle getiremez. Hukuk, siyasi görüşlere göre değil, herkese eşit uygulanmalıdır.
Unutulmamalıdır ki bugün muhalif bir gazetecinin susturulmasına sessiz kalanlar, yarın kendilerine yönelen baskıya karşı çıkacak ahlaki zemini de zayıflatmış olurlar.
Bizim durduğumuz yer açıktır:
Ne iktidarın borazanı olan gazetecilikten yanayız ne de muhalefetin borazanı olan gazetecilikten!
Biz özgür, bağımsız, ilkeli, tarafsızlık ve hakkaniyet ölçülerini gözeten gazetecilikten yanayız.
Çünkü basın özgürlüğü yalnızca bizim gibi düşünenlerin değil, bizimle aynı düşünmeyenlerin de hakkıdır.
Basını susturarak demokrasi güçlenmez. Gazetecileri baskı altına alarak toplumun gerçekleri öğrenme hakkı korunamaz.
İktidarlar gelip geçer; ancak hukuk, demokrasi ve basın özgürlüğü kalıcı olmak zorundadır.
İsmail Türk
Milliyetçi Gazeteciler ve Yazarlar Birliği Genel Başkanı”