Yapay zeka sistemlerinin geliştirilmesi ve işletilmesi için kurulan veri merkezleri, yalnızca enerji tüketimleriyle değil, su kaynakları ve doğal yaşam üzerindeki etkileriyle de gündemde. Sunucuların soğutulması için kullanılan yüksek miktardaki su, nehir ve göllerdeki ekolojik dengeyi bozabilirken tesislerin çevreye yaydığı atık ısı da yerel sıcaklıkları artırabiliyor. Uzmanlar, veri merkezlerinin plansız biçimde yaygınlaşmasının özellikle su sıkıntısı yaşanan bölgelerde tarım, hayvancılık ve biyolojik çeşitlilik açısından risk oluşturduğuna dikkati çekiyor.
Anadolu Ajansı’nın “Yapay Zekanın Doğaya Faturası” dosyasının ikinci bölümünde, veri merkezlerinin arazi kullanımı, su tüketimi ve çevresel etkileri ele alındı.

TARIM VE HAYVANCILIK ALANLARI DARALABİLİR
Yapay zeka teknolojilerine yönelik yatırımların artmasıyla büyüyen veri merkezi sektörü, geniş arazilere ve yüksek miktarda suya ihtiyaç duyuyor. Bu durum, tarım ve hayvancılık gibi aynı doğal kaynaklara bağımlı sektörlerle rekabeti de beraberinde getiriyor.
ABD’nin kuraklıkla mücadele eden eyaletlerinden Texas’ta veri merkezlerinin artan su ve arazi ihtiyacı tartışma konusu oldu. Houston Gelişmiş Araştırmalar Merkezi’nin çalışmasında, veri merkezlerinin 2025’te yaklaşık 185,5 milyar litre olan su tüketiminin 2030’a kadar 8 katından fazla artabileceği öngörüldü.
Eyalette planlanan üç büyük veri merkezi projesi için en az 16 bin dönüm arazi ayrılması beklenirken, bu yatırımların tarım arazileri ve hayvan otlatma alanları üzerindeki olası etkileri endişe yaratıyor.

TATLI SU EKOSİSTEMLERİ ÜZERİNDEKİ BASKI ARTIYOR
Nehirler ve göller; balıklar, midyeler ve çok sayıda başka canlı türü için yaşam alanı oluşturuyor. Bu ekosistemlerin sürdürülebilirliği ise su miktarı, sıcaklığı ve akışındaki değişimlere bağlı bulunuyor.
Water Biology and Security dergisinde yayımlanan ve ABD’deki tatlı su ekosistemlerini inceleyen araştırmada, veri merkezlerinde sunucuların soğutulmasının önemli miktarda su tüketimine neden olduğu belirtildi. Araştırmada, yüksek miktarda su çekilmesinin nehir seviyelerini düşürebileceği, tesislerden çevreye bırakılan suyun ise sıcaklık ve kalite değişimlerine yol açabileceği kaydedildi.
Soğutma sistemlerine su alınırken küçük balıkların ve larvaların sistemlere sürüklenmesi de olası riskler arasında gösterildi. Özellikle balıkların yumurtlama ve larvaların gelişim dönemlerinde yaşanan sıcaklık değişimlerinin canlılar üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceği vurgulandı.

SU SEVİYESİNİN DÜŞMESİ TÜRLERİ TEHDİT EDEBİLİR
Araştırmanın yazarları Michigan Üniversitesi Küresel Değişim Biyolojisi Enstitüsünden Hyun-Seok Yoon ile Tennessee Üniversitesi Ekoloji ve Evrimsel Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Henriette Jager, nehirlerden yüksek miktarda su çekilmesinin canlıların yaşam alanlarını daraltabileceğini belirtti.
Araştırmacılar, nehirlerin sığlaşmasının su sıcaklığını artırabileceğine, bunun da yosun oluşumunu hızlandırarak sudaki oksijen miktarını azaltabileceğine dikkati çekti. Özellikle soğuk suya ihtiyaç duyan somongillerin ve düşük oksijen seviyelerine duyarlı türlerin bu değişimlerden daha fazla etkilenebileceği ifade edildi.
Yoon ve Jager, yaşam alanlarının kaybı ve canlı popülasyonlarının birbirinden kopmasının bazı türlerin belirli bölgelerde yok olmasına neden olabileceğini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Yaşam alanlarının kaybı ve canlı popülasyonlarının birbirinden kopması, bazı türlerin bölgesel olarak yok olmasına yol açabilir. Bu risk, halihazırda su sıkıntısı yaşayan ve risk altındaki türlere ev sahipliği yapan bölgelerde daha yüksek.”
Araştırmacılar, veri merkezlerinin su kaynaklarının yeterli olduğu bölgelere kurulmasını, tesislerin aynı bölgede yoğunlaşmasının önlenmesini ve daha az su tüketen soğutma teknolojilerine yönelik çalışmaların desteklenmesini önerdi.
VERİ MERKEZLERİ ÇEVREDEKİ SICAKLIĞI ARTIRABİLİYOR
Veri merkezlerinin çevresel etkileri su tüketimiyle sınırlı kalmıyor. Günün 24 saati çalışan sunucuların ürettiği ısı, soğutma sistemleri aracılığıyla tesis dışına aktarılıyor. Bu durum, özellikle yerleşim alanlarında çevresel sıcaklıkların yükselmesine katkıda bulunabiliyor.
Phoenix State Üniversitesinde gerçekleştirilen bir araştırmada, büyük bir veri merkezinin yüz binlerce hanenin ürettiğine eşdeğer miktarda atık ısı açığa çıkarabildiği belirlendi. Araştırmada, bu ısının tesis çevresindeki yüzey sıcaklığını 9 dereceye, hava sıcaklığını ise 2 dereceye kadar artırabildiği ve etkinin yaklaşık 500 metre uzaklığa kadar hissedilebildiği tespit edildi.
Bu tür yerel sıcaklık artışları, kentlerde çevrenin kırsal alanlardan daha sıcak olmasına yol açan “ısı adası” etkisini güçlendirebiliyor.
Cardiff Üniversitesi Çevresel Sürdürülebilirlik Dekanı Profesör Monjur Mourshed de veri merkezlerinden yayılan ısının çevredeki sıcaklıkları artırabileceğini ve ısı adası etkisine katkıda bulunabileceğini belirtti.
ATIK ISI YENİDEN KULLANILABİLİR
Uzmanlara göre veri merkezlerinin çevresel etkilerini azaltmak için yalnızca enerji ve su tüketiminin düşürülmesi yeterli değil. Tesislerde ortaya çıkan atık ısının değerlendirilmesi de sürdürülebilirlik açısından önem taşıyor.
Profesör Monjur Mourshed, sunucuların ürettiği ısının doğrudan çevreye bırakılması yerine yeniden kullanılabileceğine dikkati çekti. Atık ısının bölgesel ısıtma sistemlerine aktarılması, bu enerjinin değerlendirilmesine yönelik seçenekler arasında gösterildi.
Veri merkezlerinin su kaynakları, arazi kullanımı ve sıcaklık üzerindeki etkilerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten uzmanlar, daha az su tüketen soğutma sistemlerinin geliştirilmesinin ve tesislerin çevresel koşullar gözetilerek planlanmasının doğal yaşam üzerindeki baskıyı azaltabileceğine işaret ediyor.
Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)