Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, İBB davası kapsamındaki savunmasının ikinci günü başladı. İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanıklı İBB davasının 99. günü, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesince, Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde yapılıyor.
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, eşi Dilek İmamoğlu, babası Hasan İmamoğlu, oğlu Selim İmamoğlu ve partililer de duruşmayı izleyenler arasında yer alıyor. Özel, salona girdiğinde izleyicilerin olduğu bölümden “Özgür Başkan, özgür Türkiye” sesleri yükseldi.
Tutuklu sanıklar saat 11.44’te salona getirildi. İmamoğlu, salona girdiğinde izleyiciler, “Cumhurbaşkanı İmamoğlu”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” ve “Türkiye’nin geleceği burada yazılıyor” sloganları attı. Halk TV’ye kayyum atanmasına da tepki gösteren izleyiciler, “Özgür basın susturulamaz” şeklinde hep bir ağızdan gazetecilere seslendi.
Savunmasının ilk gününü dün tamamlayan Ekrem İmamoğlu, bugün saat 11.54 itibarıyla savunma yapmaya devam ediyor. İmamoğlu’nun yarın da öğlene kadar savunmasına devam etmesi, ardından çapraz sorgusunun yapılması ve avukatlarının söz alması bekleniyor.
MAHKEMEDEN
DAKİKA DAKİKA
13.45
“PARA KULELERİ” SAVUNMASI: “KILIÇDAROĞLU TANIK OLARAK DİNLENSİN”
Ekrem İmamoğlu’ndan “para kuleleri” savunması: “Kılıçdaroğlu İBB davasına tanık olarak çağırılsın” talebi:
“İddianamede CHP İstanbul İl Başkanlığının satın alınmasına (Para kuleleri denilerek CHP İstanbul İl Başkanlığı’nın alınma süreci) ilişkin suçlama için Kemal Kılıçdaroğlu’nun mahkemede tanık olarak dinlenmesini talep ediyorum. Kendisi o dönemki il başkanı ile konuştu. Ona her şey anlatıldı, ben de oradaydım. Tek bir sesi, itirazı olmadı. Şu an her konuya yorum yapıyor ancak il binası suçlamasına iki kelam edemiyor. Ayıptır ya.”
13.30
EMNİYET VE SAVCILIK SÜRECİNİ ANLATTI: “O SAVCI ÇOK ENTERASANDI”
İmamoğlu daha sonra, İBB operasyonları kapsamında dört gün emniyette bekletildikten sonra yaşadığı savcılık ve mahkeme süreçlerini ise şu sözlerle aktardı:
“Vahşi günle başladık Vatan Emniyet’te. Her şey yurttaşa kapatıldı. Ailemin, çocuklarımın gözlerinin önünde ben bunları yaşadım. Dört gün hücrede tutuldum. Gelenek hâline geldi, pislik yerde dört gün kalsınlar. Özellikle pis bir yer. Rezil kokuyor. Affedersiniz, sidik kokuyor. Affedersiniz, uyuşturucu kokuyor. Niye? ‘Bak biz Ekrem İmamoğlu’nu dört gün burada tuttuk arkadaş.’ Sonra gelenek yaptılar bunu, herkes için tuttular. Bak şart olsun ki foncuları tutmadılar orada. Sonra yine Vatan Caddesi’nden adliyeye götürüldük, yollar kapatıldı. On binlerce polis yine sağda solda. Vatan’dan, Fatih’ten çıkana kadar ne sokakta araba görüyoruz ne caddede görüyoruz. Ey aziz milletim, böyle bir şey yok! Bunların filmi çekilecek. Onlar beceremeyecekler, prodüksiyonu bile beceremeyecekler. Bunları yaşadım ben. Sonra savcıya çıktık. Önce ‘kent uzlaşısı’ davasında terör savcısıydı, sonra İBB davası ile ilgili savcıya çıktık. Kent uzlaşısı ile ilgili birkaç şey oldu ve bitti. Ama Kent uzlaşısından sonra İBB davası için çıktığımız savcı çok enteresandı. Karşılayışı bile enteresandı. Sorgusu da enteresandı. Zaten soru da yok da cevap da yok ama uğurlaması daha da enteresandı. Bitti, ayaktayız, avukatlarım şahit. ‘Sayın Başkanım, bugün biz burada oturuyoruz, sizi yargılıyoruz; siz yarın Cumhurbaşkanı olursunuz, masanın bu tarafına geçersiniz, siz bizi yargılarsınız’ dedi. Döndüm kendisine dedim ki: ‘Ya siz kim, biz kim? Bu kafayla mı bizi yargılıyorsunuz?’ Bu savcı vatandaş şimdi Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürü. Ey büyük Allah’ım, memleketi koru Ya Rabbi! Sonra ‘Yok ben öyle demedim, bilmem ne demedim’ falan filan dedi. Saçının şeklini bile hatırlıyorum, neyi demedin? Ben o anı unutacak mıyım zannediyorsun? Bu hangi kafa? Bunun adı Cumhuriyet Savcısı. Ben bunu konuşmayacağım, öyle mi?
Ve hakim önüne çıkarıldık, tabii İBB davasında tutuklandık. Aynı hakim önüne terör davasında çıkarıldık yani Kent Uzlaşısı davasında. Valla anlatamıyorum ama kem küm bir şeyler söyledi ama daha vahimi iki duruşmada da çok kararlı bizi dinlemekten uzak, avukatlarımı da susturmaya çalışan zavallı bir zihniyet. Bu kadar söyleyeceğim. Ama daha kötüsü, kim ne ilişki kurar bilmem, bana iki davada karşısına çıktığım kişinin de eşi Adalet Bakan Yardımcısı oldu. Ne güzel dünya değil mi? Bunların hepsi tesadüf olacak, Ekrem İmamoğlu da bunları anlatmayacak. Valla böyle bir kariyer planlaması bu ülkenin defterinde yazmıyor. Cumhuriyetin defterinde de yazmıyor. Yapılmışsa bile cezasını çekti. Sonra millet de onlara çektirdi.”
13.15
“YEDİ AYDIR NEYİ KONUŞUYORUZ, GİDİN FONA ODAKLANIN”
Mart ayında başlayan davada bugüne kadar iddia makamının tek bir delil ortaya koyamadığını savunan İmamoğlu, fon krizi üzerinden iktidara bir kez daha tepki gösterdi. İmamoğlu, ilgili kısımda şöyle konuştu:
“Geldiğimiz duruma bak. Neyi konuşuyoruz burada? Yedi aydır ne konuşuyoruz burada? De-di-ko-du. İddia makamı ne sorabildi? Hiçbir şey. Sınıfta kaldılar, sefil oldular. Ne sordu? Bir şey gösterdi mi size? Gördünüz mü? Görmediniz, göremeyeceksiniz. Çünkü yok. Gidin fona odaklanın, fona. Ona odaklanın. Gösterdiğinizi zannediyorsunuz. Dökün her şeyi ortaya. Benim mensubu bulunduğum parti, iki defa önerge verdi. Ne dedi? ‘Herkes malının, mülkünün hesabını versin. Yargıçlar, hâkimler, savcılar dâhil. Bakanlar, milletvekilleri dâhil, belediye başkanı. Benim zaten malım mülküm belli, gizlim saklım yok. Herkes malını mülkünü ortaya koysun ya. Koysun! ‘Hesap verelim’ dedi iki defa. Ne oldu? Cumhur İttifakı reddetti. Ne dediler? ‘Ya arkadaş, fon için komisyon kuralım. Hep beraber sorgulayalım.’ Ne oldu? Cumhur İttifakı ret. Korkan ret verir mi? Korkan böyle konuşur mu? Dün izledim. Evvelsi gün Meclis’te Yeni Yol Grup Başkanvekili, ‘Belediyeler için de komisyon kurulsun, foncular için de komisyon kurulsun, araştırılsın, yargılama usulleri de sorgulansın’ dedi. Altına imza atıyorum. Zaten partim dedi, onun da altına imza atıyorum. Evet, verelim. Verelim hesap hep beraber. Veremezler. Veremezler, her tarafından pislik akıyor çünkü. Kümelenmişler bir avuç insan. İktidar falan değil, milleti aldatıyorlar. AK Partilileri aldatıyorlar birinci sırada. Sonra ortaklarını, sonra milleti aldatıyorlar. Bunun hesabını Allah huzurunda verecekler, bu ülkede bu yargı huzurunda verecekler. O bir avuç insan. Göreceğiz aldatanı. Din simsarlarını hiç sevmem. Din tüccarlarından nefret ederim. Çünkü öyle kutsaldır ki Yaradan’a inanmak, ona bağlılık… Öyle kutsaldır ki Hazreti Peygamberimize inançla bakmak, onun tavsiyeleri. Ben öyle büyüdüm biliyor musunuz? Ben anacığımdan da öyle gördüm, babacığımdan da öyle gördüm, mahallemden de öyle gördüm, muhtelif Kuran kurslarına da gittim. Öğrendiğim kadarıyla ama daha çok kendi inancımı kendi hayatımla birleştirdim. Ve araya kimseyi sokmadım. Kimseyle de inancımın hesabını tutmadım.”
13.00
“TARİH O DAVALARI YARGILADI BU DAVALARI DA YARGILAYACAK”
İmamoğlu daha sonra, 19 Mart operasyonlarıyla başlayan süreci “darbe” olarak nitelendirirken sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu ülke darbeleri tanır, tankla yapılanı da tanır, muhtırayla yapılanı da tanır. O 19 Mart’ta millet yeni bir şey tanıdı. Adliye koridorlarında yürütülen bir darbe. Ve ben o manzarayı gördüm. Birazdan anlatacağım. O binlerce, onlarca ilden İstanbul’a getirilmiş benim polis kardeşlerimin gözlerindeki acıyı, o adliyenin koridorlarında gördüm. O koridorlarda bile binlerce polis vardı. Halbuki ki tek başına ben oradaydım ya. Bir de yanımdaki 150 arkadaş. Binlerce polis. On binlercesi dışarıda. Adliye koridorlarında yürütülen o darbeyi birkaç kata sıkıştırıp, aylarca her yönüyle yandaş medya başta olmak üzere delik deşik olan bu soruşturma dosyası sadece savunmaya kapalı tutuldu. Demokrasi tarihimiz bu tür mücadelelerin verilmiş ve verilmiş bir tarihtir. Onun için bu millet darbeleri bilir. Kazanılan hiçbir hak da bedelsiz kalmadı. Yassıada’da, 12 Mart’ta, 12 Eylül’de, 28 Şubat’ta mahkemelerinde nice masum insan ağır bedel ödemiştir bu ülkede. Taraflar değişti, sanıklar değişti ama sonuç hiç değişmedi.
Bir türlü de akıllanmıyoruz ya. Bir türlü de akıllanmıyoruz yahu. Erki eline alan, ‘Ya bu hatalar yapılmıştı, ben bu ahlakça hataları yapmayayım’ diyemedi ya. Niye diyemedi? Toplum vicdanında lanetlenen mahkeme kararlarını tarih yazdı. Adnan Menderes’e, Fatin Rüştü Zorlu’yu, Hasan Polatkan’a idam cezası verenler bugün nasıl anılıyor bir baksınlar. Gencecik Deniz Gezmiş’e, Yusuf Aslan’a, Hüseyin İnan’a idam cezası verenler nasıl anılıyor dönüp bir tarihe baksınlar. Tarih o davaları yargıladı ve hükmü sanıklara değil, hakimlere ve hakim güçlere çatır çatır verdi. Bu millet, onları yerin dibine gömdü. Dün 27 Mayıs’ta Yassıada’da, 12 Eylül ve parti kapatmada ya da 28 Şubat’ta, bugün 19 Mart ve 21 Mayıs Silivri’de aynı yöntemler, ister asker uygulasın ister sivil fark etmez, bunun hukuk devletinde yeri yasak yöntemlerdir. Bunlar darbe yöntemleridir. Tarih o davaları nasıl yargıladıysa, bu davayı da öyle yargılayacak. Hatta şu anda yargılıyor. İddia ediyorum o askeri darbelerde tanklarla yapılan darbelerden daha vahşi uygulamalar yapıyor. Bu millet, bu dönem yapılanları daha vahşi yargılayacak.”
12.45
“SİZ TÜRK MİLLETİNE İHANET ETTİNİZ”
İmamoğlu, İBB operasyonu sürecine ve iktidarın süreçteki tutumuna sert sözlerle tepki gösterdi:
“Zifiri karanlıkta evimin kapısına yüzlerce polis geldi, yüzlerce. Ve 5-6 kademe, 5-6 kademe canım polisimizi kapıya dizdiler. Kim? Koltuğunu sağlama almak isteyen bir kişi ve onun aparatı. Ev bastılar! 15,5 milyon insanın cumhurbaşkanı adayı olarak istediği insanın, 16 milyon insanın koca kadim İstanbul’u emanet ettiği insanın kapısına dayandılar. Diyorlar ki ‘Savunma yap.’ Ne savunması ya? Boynunuzu aşağı eğin bu kararı alanlar. Siz Türk milletine ihanet etmiş insanlarsınız. Bu ülkenin insanlarına; demokrasiye, adalete, Cumhuriyete ihanet etmiş insanlarsınız. Çağırdınız da gelmedik mi? Adaletten mi kaçtık? Sorgulamadan mı, hangi denetimden kaçtık? Elinizde ne var? Nereden kaçtık? Korkaklar! Randevu bile veremediniz. Telefonumuza bile bakamadınız. Korkaklar! Çok netim ben. Ciğerim yanıyor, bu milletin ciğeri yanıyor. İki elim yakalarında! Bu dünyada adalet önünde, öbür dünyada mahşerde iki elim yakalarında! Bunu bilsinler. Kin ve nefret taşımıyorum, hiç taşımadım ama bu millet için bunu yapacağım. Hayatım ne kadar varsa o kadar mücadele edeceğim. Çocuklarımın önünde, 16 milyon İstanbullunun Belediye Başkanının kapısına yüzlerce polis… Niye? Bugün bir yandaş vasat basın demiş ki: ‘Ben dün şov yapmışım.’ Sizi şovmenler sizi, foncular sizi! Benim evim de barkım da belli. Benim gizli tapum yok. Gizli tapusu olanlar düşünsün. Benim her şeyim belli. Didik didik edin, her şeyim belli benim. Her şeyi belli olmayanlar kendini göstersin. Manşet: Şov… Şovu o sabah yaptılar. Niye biliyor musunuz? ‘Bak padişahım ben ne kadar güzel yaranıyorum sana. Bak sen öyle dedin ama ben daha iyisini yaptım.’ Bunları tarih gördü. Bu dalkavukları tarih gördü.”
12.30
AKIN GÜRLEK İLE OLAN RANDEVU SÜRECİNİ ANLATTI
İmamoğlu daha sonra, dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olan Adalet Bakanı Akın Gürlek’in başsavcılık görevine atandıktan sonra kendisiyle görüşmek istediğini ancak Gürlek tarafının randevuyu iptal ettiğini söyledi.
İmamoğlu, Akın Gürlek’ten başsavcılık döneminde 30 Ekim 2025’te randevu aldığını, Gürlek’in Esenyurt Belediyesi’ne operasyon yapıldığı aynı gün randevuyu iptal ettiğini söyledi. İmamoğlu ayrıca, Mart 2025’te başlayan İBB operasyonlarını aynı yılın Mayıs ve Haziran aylarında duyduklarını açıkladı.
İmamoğlu, söz konusu süreci şu sözlerle aktardı:
“En fazla 23’ü, 24’ü Cumhuriyet Bayramı’ndan bir hafta önce bu günlerde tam iki sene önce. Telefonu bende yok, kendisine aradım. Ve kendisi telefonunu açtı, dedim ki: “Ben İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu.” Tanımıyorum çünkü telefonunu bir yerden aldılar protokolden. Çok çok tiz bir sesle “Buyurun efendim” dedi. Ben dedim, “Bu tür müdahaleleri görüyorum ve sizden randevu istedim bir hafta 10 gündür randevu vermiyorsunuz. Niçin vermiyorsunuz?” dedim. “Çok yoğunum.” “Bakın” dedim, “Sizi İstanbul Valisi ziyaret etti teamül gereği İstanbul Valisi’nden sonra ziyaret etmesi gereken kişi benim. İstanbul yargısının en fazla hizmet aldığı kurumdur İstanbul Büyükşehir Belediyesi. Buradaki yargı mensupları da bilir, savcısından hakimine, arabalarından tahsisli servislerine kadar başka hizmetlerine varıncaya kadar en çok hizmet aldıkları kurumdur.
Dedim, “Ben sizi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak aramıyorum ha” dedim. “Ha demek yani yoğunsunuz, ben size gelip yarım saat ne oluyor ne bitiyor diye sohbet edip hayırlı olsun demekten başka bir niyetim yok.” “E bir iki hafta içinde hallederim.” Dedim, “Bak hala siz dalga geçiyorsunuz.” Yine o hiç unutmadığım kulağımda duran tiz sesiyle taklit yapmayacağım burada. “E ben hemen çözmeye…” “Çözmek değil bana ya dedim bu hafta randevu verin ya da vermeyin.” Bu kadar net.
Ve akabinde özel kalemle görüşerek bayağı ulaştılar bir açık iki gün ki hiç unutmuyorum çarşamba günü 30 Ekim’e randevu verdi. Saati de belli, kayıt da var. Ve 28 Ekim, 29 Ekim’de coşkulu Cumhuriyet Bayramı’nı kutladık. 30 Ekim sabahı o kişi Esenyurt Belediyesine operasyon yaptı. İşte ve bir gün önce de o randevuyu iptal etti. Talep ettim, bir gün sonra da Esenyurt’ta operasyon yaptı.
Bakın, bütün bunlar bir sistemli sistem, sistemli, örgütlü bir çalışmanın muamelesidir. Onun için kimse bize sistemden, örgütten bahsetmesin. Onun için tabii ki davanın kendisine geliyorum. Bunların hepsi o davanın bir parçası. Ama bunları bir sanık olarak yapmayacağım. Kendimi aklamak için de yapmayacağım. Çünkü aklanması gereken kişi ben değilim. Aklanması gereken birinci kişiyi biliyorum. İkinci kişiyi de biliyorum. Üçüncü kişiyi de biliyorum. Sıralamasını yaptım, isimlerini vermeyeceğim. En az benim kadar 87 milyon bu üç kişiyi tarifleyecektir. Aklanması gereken onlardır ve onlar olacak. Hem millet huzurunda, hem yargı huzurunda, hem yüce Yaradan huzurunda.”
12.15
“İBB OPERASYONLARI MAYIS-HAZİRAN GİBİ DUYDUM”
19 Mart 2025’te başlayan İBB operasyonlarına yönelik, aynı yılın Mayıs ve Haziran aylarında duyum aldıklarını belirten İmamoğlu, söz konusu süreci şu sözlerle aktardı:
“İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik bir operasyon süreci başladı 19 Mart’ta. Dedim ya; esasen düzen 31 Mart 2024 itibariyle kuruldu. Beklemedikleri bir yenilgiyi aldılar. Beklemedikleri. Şok oldular. Ters yüz oldular, alabora oldular. Sayın Özgür Özel’in liderliğindeki siyasi mücadele muazzam bir zafer kazandı, millet adına. Bu zafer, 25 yıllık siyasi haritasındaki tek kaybı olmuştur AK Parti’nin. Dolayısıyla 2024’ün hemen sonrasında tetiğe basıldı. Süreç konuşulmaya başlandı. Kesemedikleri bu kulak, bunu duymaya başladı. Ne zaman? Mayıs, Haziran aylarında duymaya başladı: İstanbul’a ve sana gelecekler.
Ve biz, bu müdahalenin ilk yerinin, özellikle kurcaladıkları noktanın sonrasında bütün üyelerini değiştirerek ahmak davası ile ilgili istinafta kararı çıkartmayı başardıkları o davayla ilgilenmeleriyle öğrendik. Kapılarını nasıl aşındırdıklarını, oradaki insanları nasıl tehdit ettikleriyle öğrendik. 2024’ün Mayıs, Haziran aylarında ve akabinde yaz döneminde İstanbul’a bir başsavcı atanacağını, bunun bir bakan yardımcısı olacağını ve İstanbul’da bir operasyona başlanacağını, Temmuz’da Haziran’da duydum.
Ben bunu arşivi açın bakın bu kaygılarımı ve bu duyduklarımın karşısındaki sert cevabımı ya Ağustos sonudur ya Eylül başıdır, Sözcü TV’ye katıldığım bir programda alıp izleyin oradaki tepkimi göreceksiniz. Açın 2024 Ağustos sonu ya da Eylül başı. Ve bunu ben konuşmadım yargı çevresi bunu konuştu. Yargının üst düzey yetkilileri, İstanbul’da da Ankara’da bunu konuştu.
Ve bu duyduklarımın en yakın şahidi… Ki kendisiyle çok büyük bir uyum içerisinde millete hizmet yolunda and içmiş bir kimlikle Sayın Özgür Özel çok iyi bilir. Çünkü onunla bu süreçlerdeki hangi tespiti yakalamışsam paylaştım. Kendisi de biliyorlar. Evet Ekim’in başında siyasi görevden hukuksuz bir biçimde İstanbul’a atanan görevlendirilmiş kişi, İstanbul’daki mücadelesine, benimle olan mücadelesine başladı. Ve bu mücadele işte 19 Mart’a gelene kadar Esenyurt’la birlikte kendini göstermeye başladı.”
12.00
SAZLIDERE BARAJI’NA İKİ MİLYON NÜFUS
Ekrem İmamoğlu, savunmasının ikinci gününün başında İstanbul’da dün yaşanan sel felaketinde hayatını kaybeden iki yurttaş için başsağlığı diledi. İstanbul’un 1986’dan bu yana en yoğun yağışla karşılaştığının belirtildiğini söyleyen İmamoğlu, “Temel mesele, yağmurun yere düştüğü kilogram veya altyapıyla tek başına izah edilemez. Temel mesele nüfus planlaması, kentleşme sorunuyla izah edilebilir. Derelerin, dere yataklarının, su havzalarının yapılaşması büyük bir sorundur” dedi.
İstanbul’daki sel felaketini İBB davasıyla ilişkilendiren İmamoğlu, “Bu davayla çok ilgilidir. Çünkü İstanbul; rant, yağma, imar artışı gibi konularla hayatımızı ne yazık ki yıllardır meşgul ediyor” diye konuştu. Sazlıdere Barajı çevresindeki yapılaşmaya da değinen İmamoğlu, “İstanbul’un en önemli su havzalarından birinin, yaklaşık 136 milyon metrekarenin, göz göre göre sadece bir tek imzayla yok edilmesi ve oraya iki milyona yakın nüfus için hazırlık yapılması, bunun hiçbir teknik altyapısının olmaması. Şu anda orada kurulan şehirlerin kanalizasyonunun bile hangi arıtmaya gideceği belli değil” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu, “Dün ağır bir yağış yağmıştır, 1986’dan bu yana 40 yılı aşan bir süredir en fazla yağış düşmüştür ama bugün yaşananların sorunu dündedir, bugün de değildir. Aynı akılla yollarına devam etmek isteyen bir zihniyetle mücadele eden bir belediye başkanı ve onun arkadaşları, onun teknik arkadaşları ağırlıklı olarak burada tutsaktır” diye devam etti.
Konuşmasının devamında yaşanan gelişmeleri “kötülerle mücadele” olarak nitelendiren İmamoğlu, “Dünkü sel baskını da bizimle ilişkili. Halk TV’ye kayyum atanması da bizimle ilişkili. Fon soygunu, nasıl bizimle ilişkili olduğunu adım adım anlattım. İBB operasyonu zaten benimle ilişkili, yani kötülerle mücadelemizle” dedi.
ÖZEL DURUŞMA ÖNCESİ KONUŞTU
1,5 yılı aşkın süredir bu günün beklendiğini belirten YENİ Parti lideri Özgür Özel, İmamoğlu’na pek çok asılsız suçlama yöneltildiğini ancak hazırlanan iddianamede bu iddiaların yer almadığını söyledi. Özel, “Biz o iddianameyi haklılığımızı kanıtlamak için, yargılanmak değil yargılamak için bekliyoruz demiştik. İddianame çıktı; KİPTAŞ’tan daireler verildi, cep telefonları dağıtıldı, parkelerin altından para çıktı denilen iddiaların hiçbiri yok” dedi.
***
İMAMOĞLU İLK GÜNKÜ SAVUNMASINDA NELER DEDİ
İBB davasının 98. duruşma gününde kürsüye çıkan İmamoğlu, 19 Mart 2025’te gözaltına alınmasının ardından yaklaşık 19 ay sonra ilk kez kapsamlı savunmasını yaptı.
Davada İmamoğlu, suç örgütü kurmak ve yönetmekle suçlanıyor. İmamoğlu ise iddiaları reddederek soruşturma ve davaların siyasi amaç taşıdığını savunuyor.
Dört gün sürmesi planlanan savunmasının ilk bölümünde İmamoğlu, yargılama sürecinden medya operasyonlarına, yatırım fonlarındaki krize ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar birçok konuda açıklama yaptı.
Haberi okumak için tıklayın:
“BÜTÜN DAVALAR TEK BİR DOSYA: ADAYSIZLAŞTIRMA”
İmamoğlu’nun savunmasında öne çıkan değerlendirmelerden biri, hakkında açılan farklı davaların ortak bir siyasi amaca hizmet ettiği iddiası oldu.
İBB soruşturmasıyla birlikte yürütülen diğer davalara işaret eden İmamoğlu, bu süreçlerin birbirinden bağımsız değerlendirilmemesi gerektiğini ileri sürdü.
İmamoğlu, “Bütün bu dosyalar, aslında tek bir dosyadır. Adı da bellidir: Adaysızlaştırma dosyası” dedi.
İmamoğlu, iktidarın siyasi rakiplerini etkisizleştirmeye çalıştığını savunarak, cumhurbaşkanlığı seçiminde karşısına çıkacak adayın belirlenmesine müdahale edildiğini öne sürdü.
Siyasi rekabetin yalnızca seçim günüyle sınırlı olmadığını belirten İmamoğlu, muhalefetin ve demokratik denetim mekanizmalarının varlığının iktidarın hesap verebilirliği açısından önemli olduğunu ifade etti.
FON KRİZİNİ GÜNDEME GETİRDİ
İmamoğlu, savunmasında Türkiye’de yatırım fonları üzerinden yürütülen soruşturmaları ve çok sayıda yatırımcının mağdur olduğu fon krizini de gündeme taşıdı.
Fon krizini “asrın soygunu” olarak nitelendiren İmamoğlu, finans piyasalarında yaşanan gelişmelerle gazetecilere yönelik soruşturmalar ve basın üzerindeki baskılar arasında bağlantı kurdu.
İmamoğlu, kamuoyunun bilgiye erişiminin kısıtlandığını savunarak sosyal medya yasaklarını ve gazetecilere yönelik adli işlemleri eleştirdi.
Türkiye’de yaşanan gelişmelerin giderek ağırlaştığını öne süren İmamoğlu, “Türkiye Cumhuriyeti, bir operasyon cumhuriyetine döndü” ifadelerini kullandı.
HALK TV’YE KAYYUM TEPKİSİ
İmamoğlu’nun savunmasını yaptığı gün Halk TV’ye kayyum atanması da duruşmada gündeme geldi.
Televizyon kanalına yönelik operasyonu eleştiren İmamoğlu, vatandaşların hangi yayınları izleyeceğine siyasi iktidarın karar veremeyeceğini söyledi.
“Millet beğenirse izler, beğenmezse izlemez” diyen İmamoğlu, televizyon kanallarına yönelik müdahalelerin halkın haber alma özgürlüğünü etkilediğini savundu.
İmamoğlu, tutuklu gazetecilerin durumuna da değinerek kamuoyuna gazetecilerle dayanışma çağrısında bulundu.
ERDOĞAN’A RAKİPSİZLEŞTİRME ELEŞTİRİSİ
İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın adını anarak yaptığı değerlendirmelerde, iktidarın kendisine karşı siyasi rekabet istemediğini savundu.
İmamoğlu’na göre hakkında yürütülen soruşturmalar, yalnızca belediyecilik faaliyetlerinden kaynaklanan hukuki süreçler değil, cumhurbaşkanlığı adaylığıyla da ilişkiliydi.
Muhalefetin etkisizleştirilmesinin demokratik denetimi zayıflatacağını belirten İmamoğlu, rakiplerin siyasetten uzaklaştırılması halinde iktidarın hesap verme sorumluluğunun azalacağını öne sürdü.
İDDİANAMEDEKİ FON SUÇLAMASINA KARŞI FON KRİZİ ÖRNEĞİ
Savunmanın dikkat çeken bölümlerinden biri, İBB iddianamesinde yer alan yolsuzluk fonu iddiaları ile sermaye piyasalarında yaşanan fon krizi arasında kurduğu karşılaştırma oldu.
İmamoğlu, iddianamenin 730’uncu sayfasında kendisinin talimatıyla kurulduğu öne sürülen bir yolsuzluk fonundan, 3290’ıncı sayfasında ise cumhurbaşkanlığı adaylığı için oluşturulduğu iddia edilen fondan söz edildiğini belirtti.
Bu iddiaları reddeden İmamoğlu, kendisinin, ailesinin ve yakınlarının mali hesaplarının incelendiğini ancak iddia edilen fonun bulunamadığını savundu.
İmamoğlu, buna karşılık yatırım fonlarındaki usulsüzlük iddialarının yeterince araştırılmadığını öne sürdü.
Fon krizinde eski bir bakanın 160 milyon liralık yatırımının 2 milyar 200 milyon liraya ulaştığını ileri süren İmamoğlu, söz konusu kişi hakkında gözaltı işlemi yapılmadığını söyledi. Savunmasında, bu işlemlere yönelik “gönüllü iade” uygulamasını da eleştirdi.
İmamoğlu, fon soruşturması ile İBB soruşturması arasında bağlantı bulunduğunu ileri sürerek aynı dönemde farklı hukuki uygulamaların hayata geçirildiğini savundu.
TERA İŞLEMLERİNE İLİŞKİN DOLAR İDDİASI
İmamoğlu’nun fon kriziyle ilgili açıklamalarında TERA üzerinden gerçekleştirildiğini öne sürdüğü işlemler de yer aldı.
21 Mayıs 2026’da borsanın düşüş yaşadığını belirten İmamoğlu, aynı süreçte TERA üzerinden tek günde 1 milyar 870 milyon dolarlık alım gerçekleştirildiğini iddia etti.
İmamoğlu, bu işlemlerin kimler tarafından ve hangi kaynaklarla yapıldığının araştırılması gerektiğini savunarak SPK ve Merkezi Kayıt Kuruluşunun ilgili verileri incelemesi gerektiğini söyledi.
YASAKLANAN KİTABININ HİKÂYESİNİ ANLATTI
İmamoğlu, savunmasının önemli bir bölümünü yayımlanması engellenen “Millet Şahidimdir” adlı kitabına ayırdı.
Kitabın, mahkemede yapmak istediği savunmanın kamuoyuna aktarılması amacıyla hazırlandığını belirten İmamoğlu, soruşturmanın başlangıçta bandrolsüz kitap basıldığı iddiasına dayandırıldığını anlattı.
25 Ağustos 2026’da matbaada arama yapıldığını belirten İmamoğlu, kitap için 22 bin bandrolün yasal yollarla temin edildiğini ileri sürdü.
İmamoğlu’na göre bandrollerin bulunmasının ardından soruşturmanın odağı kitabın içeriğine çevrildi. Polis tarafından kitabın incelendiğini ve savcılığın bunun üzerine yasaklama talebinde bulunduğunu belirtti.
Kitabın yasaklanmasını ifade özgürlüğüne müdahale olarak değerlendiren İmamoğlu, savunmasının kamuoyuna ulaşmasının engellendiğini savundu.
“SAVUNMA YAPMAYACAĞIM” TUTANAĞINA İTİRAZ
İmamoğlu, önceki duruşmada savunma hakkını kullanmadığı yönündeki mahkeme tutanağına da itiraz etti.
Temmuz ayında savunma yapmak istediğini ancak kendisine ayrılan süre ve duruşma yönetimi nedeniyle mahkeme heyetiyle tartışma yaşandığını belirten İmamoğlu, susma hakkını kullandığı yönündeki kaydın gerçeği yansıtmadığını ileri sürdü.
Mahkeme heyeti önceki celsede İmamoğlu’nun susma hakkını kullandığını tutanağa geçirmiş, avukatları ise buna itiraz etmişti.
İmamoğlu, ilk günkü savunmasında bu tartışmayı yeniden gündeme getirerek savunma hakkının kısıtlandığını savundu.
İBB’NİN KREDİLERİ VE METRO YATIRIMLARI
İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin finansmanına ilişkin de açıklamalarda bulundu.
İBB’nin kamu bankalarından kredi kullanamadığını savunan İmamoğlu, merkezi yönetimin belediyenin kaynaklarını kısıtladığını ileri sürdü.
VakıfBank, Ziraat Bankası ve İller Bankası üzerinden kredi temin edilemediğini belirten İmamoğlu, bütün finansman sorunlarına rağmen metro yatırımlarının sürdürüldüğünü söyledi.
İmamoğlu, kendi dönemlerinde önceki yönetimlere kıyasla iki ila üç kat daha fazla metro inşaatı gerçekleştirildiğini savundu.
Belediyenin sosyal destek bütçesinin de 2019-2026 arasında beş katına çıkarıldığını belirten İmamoğlu, bunun ekonomik kriz ve yoksulluğun derinleşmesi nedeniyle gerekli hale geldiğini ifade etti.
577 MİLYAR DOLARLIK BEDEL HESABI
Savunmasında ekonomik gelişmelere geniş yer ayıran İmamoğlu, 2019 İstanbul seçimlerinin iptali, kur korumalı mevduat, 19 Mart operasyonları, 21 Mayıs 2026’daki siyasi gelişmeler ve fon krizi üzerinden bir maliyet hesabı sundu.
İmamoğlu, beş başlıkta Türkiye’nin toplam 577 milyar 160 milyon dolarlık kayba uğradığını iddia etti.
Bu rakamı siyasi ve ekonomik kararların toplumsal maliyetini göstermek amacıyla kullanan İmamoğlu, yaşananların ekonomik sıkıntıları artırdığını savundu.
AİLESİNE VE TUTUKLU SANIKLARIN YAKINLARINA TEŞEKKÜR
İmamoğlu, savunmasında ailesine ve davada yargılanan diğer kişilerin yakınlarına da değindi.
Eşi Dilek İmamoğlu’na teşekkür eden İmamoğlu, tutukluluk sürecinde en fazla zorlandıkları konulardan birinin diğer tutukluların ailelerinin yaşadığı sorunlar olduğunu söyledi.
Tutuklu yargılama uygulamalarının aileler üzerinde ağır sonuçlar doğurduğunu savunan İmamoğlu, masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkının korunması gerektiğini vurguladı.
İmamoğlu, avukatlarının da baskılarla karşılaştığını öne sürerek savunma makamının çalışma koşullarını eleştirdi.
SAVUNMA DÖRT GÜN SÜRECEK
İmamoğlu’nun 14 Ekim’de başlayan savunmasının 17 Ekim’e kadar devam etmesi planlanıyor.
İlk gün savunmasında İmamoğlu, hakkındaki suçlamaların siyasi amaç taşıdığını ileri sürerken iddianamede yer alan fon iddialarını reddetti. Fon krizi, Halk TV’ye kayyum atanması, kitabının yasaklanması, belediyenin finansman sorunları ve siyasi rekabet konuları ise savunmanın öne çıkan başlıkları oldu.
Mahkeme, İmamoğlu ve diğer sanıklar hakkındaki suçlamalara ilişkin yargılamayı sürdürüyor. İmamoğlu’nun savunmasında dile getirdiği iddialar, kesinleşmiş yargı kararları veya bağımsız olarak doğrulanmış bulgular niteliği taşımıyor.