CHP Sözcüsü Müslim Sarı, yarın gerçekleştirilecek Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) Başkan Vekili seçimine ilişkin, “Yeni Parti’nin önerdiği Sayın Ayşe Ünlüce’yi Belediyeler Birliği seçiminde CHP olarak desteklemeye karar verdik. Bu fedakârlığı yapıyoruz. Neden? Uzlaşabilelim ve buralar AKP’ye geçmesin, Cumhur İttifakı’na geçmesin diye” dedi. Sarı, Halk TV’ye kayyım atanmasının ardından Kılıçdaroğlu’yla ilgili tartışmalara ilişkin olarak da, “Sayın Kemal Kılıçdaroğlu‘nun sözleri üzerine bu operasyonun yapıldığı gibi ipe sapa gelmez, hiçbir gerçekliği olmayan birtakım söylemler üzerinden bir algı üretilmeye başlandığını görüyoruz. Kılıçdaroğlu’na yapılan eleştirilerin onda birinin bile kayyım uygulamalarının ana aktörü AKP’ye yapılmadığını görüyoruz. Açık bir biçimde ‘Halk TV kapatılsın, lisansı iptal edilsin’ diyen MHP Genel Başkanı’na ya da MHP’nin Genel Başkan Yardımcısı’na hiçbir eleştiri yapılmadığını görüyoruz” diye konuştu.
CHP Parti Sözcüsü Müslim Sarı, Merkez Yönetim Kurulu (MYK) ve Parti Meclisi (PM) toplantılarının ardından gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Sarı, iktidarın ekonomi politikalarını eleştirdi. Son dönemde yaşanan “fon krizine” ilişkin açıklamalarda bulunan Sarı, şunları söyledi:
“Fon yolsuzluğu ile ilgili fonlarda bir tasfiye sürecinin başladığı anlaşılıyor. Yani bunu ilk önce 1 milyon altı ödemeler için ekim ayı dediler, ‘Burada 350 bin kişi var’ dediler. En son yapılan toplantıda da bunun bir miktarını, yaklaşık 40 milyar lirasını daha kısa bir vadede ödeyeceklerini söylediler. Dolayısıyla fonlara ilişkin bir tasfiye sürecinin başladığı anlaşılıyor. Ancak bu meselenin iki farklı boyutta tartışılmadığı, gözden kaçırıldığı, gündeme getirilmediği görülüyor.
Mesele sadece fon yolsuzluğunda mağdur edildiği düşünülen kişilere yapılacak ödemeler değildir. Mesele sadece teknik olarak bu fonların tasfiyesi değildir. Burada tartışılması gereken ama gözden kaçan iki tane konu vardır: Birincisi, bu noktaya nasıl geldiğimize ilişkin sorumluluğu üstlenmesi gereken kurumların neden bir türlü yargılanmadığıdır; hâlâ o kurullarda oturan kamu görevlilerinin bu sorumluluk içinde tutulmayışıdır. Mesele sadece manipülasyon yaptığı iddia edilen kişilerin tutuklanması, gözaltına alınması, kovuşturmaya tabi tutulması, mal varlıklarına el konulması değildir. 11 ay boyunca susan, görmezden gelen, üstünü örten ve bu konunun derinleşmesine, zararın derinleşmesine neden olan kurumlarla ilgili hiçbir işlem yapılmadığı görülüyor.”
Sarı, yarın yapılacak olan Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) Başkan Vekili seçiminde Yeni Parti adayını destekleyeceklerini belirterek şunları kaydetti:
“Biz bütün muhalefet güçleri olarak, Cumhur İttifakı’nın karşısındaki bütün muhalefet partileri olarak iş birliği içinde ve birlikte hareket etmek zorundayız. Bunun başka yolu yok, bunu Mersin’de yaptık, başardık. Şimdi böyle bir zamanda ve böyle bir zeminde çok önemli bir durumla karşı karşıyayız. Yarın 14.30’da Türkiye Belediyeler Birliği seçimi yapılacak. Cumhuriyet Halk Partisinin Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı Vahap Seçer, bildiğiniz üzere tutuklandı. Bu tutuklanmanın sonucu olarak Türkiye Belediyeler Birliği Başkan Vekilliği seçimi günü geldi.
Şimdi öncelikle ben şunu anlatmak isterim: Belediyeler Birliğinin aritmetiği mutlaka ve mutlaka muhalefet partilerinin, yani Cumhur İttifakı’nın karşısında olan partilerin birlikte hareket etmesini zorunlu kılıyor. AKP’nin 311 tane üyesi var Belediyeler Birliğinde; MHP ve Büyük Birlik’i de kattığımızda 370… Yani 860 civarındaki delegenin 370’i Cumhur İttifakı’nda. 35 bağımsız üye var, 10’unda kayyım var. Tabii kayyımun oy kullanıp kullanamayacağı teknik bir mesele, bu konuyla ilgili hukuki tartışma devam ediyor. Öte yandan muhalefet partilerine baktığımızda, yani bizim tarafa baktığımızda Cumhuriyet Halk Partisinin 246 delegesi var, Yeni Parti’nin 135 delegesi var. Yani Cumhuriyet Halk Partisinin delege sayısı ile Yeni Parti’nin delege sayısı arasındaki fark 100’den fazla. DEM’i de kattığınızda bu 3 partinin matematiksel ağırlığı 437’ye ulaşıyor, yani seçimi almak için yeterli. TİP’i, Saadet Partisini ve Yeniden Refah’ı da kattığımız zaman bu, 450 civarında bir rakama denk geliyor. Yani esasında muhalefetin gücü Cumhur İttifakı’nın gücünden en az 50 oy daha fazla. Ancak birlikte hareket edildiğinde, bir arada olunduğunda, ortak bir aday çıkarıldığında bu böyle. Şimdi Cumhur İttifakı adayını çıkardı.
Biz bu bilinçle Cumhuriyet Halk Partisi olarak hem Mersin’de hem Adana’da çeşitli şekillerde yaptığımız basın toplantılarında —ben aynı zamanda yerel yönetimlerden sorumlu genel başkan yardımcısı olarak— birlikte hareket etmeye açık olduğumuzu, iş birliği yapmamız gerektiğini, ortak bir aday üzerinde uzlaşmamız gerektiğini, ortak bir aday üzerinde uzlaşamaz isek buranın Cumhur İttifakı’na gideceğini söyleyerek birkaç kez çağrıda bulundum. Çağrıda bulunmakla yetinmedik, aynı zamanda bir arka kapı diplomasisi çalıştırdık. ‘Yani kim olabilir bu adayımız ve muhalefet partileri hangi aday üzerinde uzlaşabilir, kiminle bir araya gelebiliriz?’ diye bir aday önerisinde bulunduk. Yeni Parti ile konuştuk, adayımız uygun görülmedi. Bunun üzerine biz onlara ‘Siz kimi istiyorsunuz peki, sizin değerlendirmeniz nedir?’ diye sorduk. Onlar bize bir aday önerdi, kabul ettik onların önerdiği adayı. ‘Evet tamam, sizin önerdiğiniz aday bizim için de uygundur; yeter ki burası Cumhur’a geçmesin. O zaman siz önerin, biz kabul edelim’ dedik. Yeni Partili arkadaşlarımızın önerdiği adayı da kabul ettik. ‘Tamam, biz bununla uzlaşabiliriz, bununla yolumuza devam edebiliriz, hemen bunu organize edelim’ dedik.
Ancak bütün bu çabalarımıza rağmen, bütün bu iş birliği önerilerimize rağmen ve kendimizi sorumlu hissettiğimiz bu çerçevede bütün bu el uzatmalarımıza rağmen maalesef Yeni Parti’deki arkadaşlarımız klasik söylemleriyle ‘Biz Butlan’la yan yana gelmeyiz, herhangi bir biçimde iş birliği yapmayız’ söylemiyle; ortaklaştığımız, kendilerinin önerdiği ve bizim de kabul ettiğimiz adayı kabul etmeyerek kendileri ayrı, bağımsız bir aday çıkarmayı tercih ettiler.
“‘Burası AKP’ye geçmesin’ diye aday çıkarmamaya karar verdik”
Bildiğiniz üzere Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı, Cumhuriyet Halk Partisi saflarından seçilmiş bir belediye başkanıydı; daha sonra Yeni Parti’ye geçti. Bu hanımefendiyi, bu belediye başkanımızı Yeni Parti’nin Türkiye Belediyeler Birliği adayı olarak önerdiler. Şimdi biz bir tercih yapmak zorundayız Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Tercihlerimiz neler? Bir: Seçime katılmamak… Böyle bir tercihimiz yok. Seçime katılmamak bizim ilkelerimize uygun değil, aynı zamanda buraların Cumhur İttifakı’na verilmemesi çerçevesindeki ilkelerimize de uygun değil. Peki, adayı ortaklaştırabildik mi? Hayır. Üstelik en fazla üye Cumhuriyet Halk Partisinde olmasına rağmen, bütün bu iş birliği önerilerimiz reddedilmiş olmasına rağmen biz ‘Burası AKP’ye geçmesin’ diye aday çıkarmamaya karar verdik. Ve biz Sayın Ayşe Ünlüce’yi, yani Yeni Parti’nin önerdiği Sayın Ayşe Ünlüce’yi Belediyeler Birliği seçiminde CHP olarak desteklemeye karar verdik. Bu fedakârlığı yapıyoruz. Neden? Uzlaşabilelim ve buralar AKP’ye geçmesin, Cumhur İttifakı’na geçmesin diye.”
Halk TV tepkisi
Sarı, Halk TV’ye kayyım atanmasına ilişkin de şu değerlendirmelerde bulundu:
“Biz bu konuyu da çok yakından takip ediyoruz. Ancak burada da sapla samanın birbiriyle karıştırıldığını görüyoruz, burada bir algı üretilmeye çalışılıyor. Bilindiği üzere bizim grubumuzun bu konuyla ilgili bir basın açıklaması var. O grubun basın açıklaması bizim çerçevemizi çok net olarak tanımlamaktadır. Fakat burada parti sözcüsü olarak birkaç noktayı vurgulamak istiyorum ben: Şimdi burada bir algı üretilmeye çalışılıyor. Yani bu meselenin bile aslında Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun birkaç gün önce söylediği sözlerle bağlandığını ve Kemal Kılıçdaroğlu‘nun sözleri üzerine bu operasyonun yapıldığı gibi ipe sapa gelmez, hiçbir gerçekliği olmayan ve tamamen mantıksız birtakım söylemler üzerinden bir algı üretilmeye başlandığını görüyoruz. Şimdi bir defa şunu anlayamıyorum: Kayyım uygulamalarını ülkenin gündemine getiren, bu uygulamaların mimarı olan, bu uygulamaların operatörü olan ve süreci yöneten AKP’ye hiçbir eleştiri görmüyoruz. Sayın Kılıçdaroğlu’na yapılan eleştirilerin onda birinin bile kayyım uygulamalarının ana aktörüne yapılmadığını görüyoruz.
“Kılıçdaroğlu’na hadsiz, mesnetsiz eleştiriler yapılıyor”
Bir başkası; açık bir biçimde ‘Halk TV kapatılsın, lisansı iptal edilsin’ diyen MHP Genel Başkanı’na ya da MHP’nin Genel Başkan Yardımcısı’na hiçbir eleştiri yapılmadığını görüyoruz. Yani bu gerçekten inanılır bir şey değil. Bakın, MHP’nin Genel Başkan Yardımcısı İsmail Özdemir uzun bir açıklamadan sonra şunu söylüyor: ‘RTÜK’ün Anayasa’nın kendisine tanıdığı yetkiyle bir an evvel ilgili yayın kuruluşlarının lisanslarını tekrar ele alması elzem hâle gelmiştir’ diyor. Ama biz sosyal medyadaki tartışmalara bakıyoruz, medyadaki ve kamuoyundaki tartışmalara bakıyoruz; konunun asıl sahipleri ve açık biçimde bu konuyu talep eden kişilere karşı açık, yoğun bir eleştiri görmezken Sayın Kılıçdaroğlu’na son derece hadsiz, içeriksiz, mesnetsiz eleştiriler yapıldığını görüyoruz. Şimdi bu bile ne kadar samimiyetsiz olunduğunun bir göstergesidir.
Sayın Kılıçdaroğlu’nun; bu kanalın yapmış olduğu yayınlardan bağımsız bir biçimde —yapılan yayınların içeriği, yöntemi, tarzı tartışılabilir, eleştirilebilir— bütün bunlara rağmen, kendi aleyhine o kadar yayın yapılmış olmasına rağmen takındığı tavır ortadadır. Kendi aleyhine yazan gazetecilerin tutuklanması, gözaltına alınması ve bunlarla ilgili hukuki süreçler başlatıldığında yine gösterdiği tavır ortadayken çok büyük bir haksızlığa uğradığını değerlendiriyoruz.”
“Bugün 37 ilin disiplin kurulu üyeliğini atadık”
Sarı, PM toplantısında alınan kararlara ilişkin de şunları söyledi:
“Biz il yönetimlerine ilişkin düzenlemeler yaparken, ilin yönetim kurulu üyeliklerini ve il başkanlıklarını atarken disiplin kurulu atamalarını yapmamıştık. Çünkü illerin disiplin kurulları Parti Meclisi onayına tabidir. Bugün 37 ilin disiplin kurulu üyeliğini atadık, yani tüzüğümüzün amir hükmü çerçevesinde… Yine bağışlanma talepleri vardı. 10 kadar üyenin, yani daha önce ihraç edilmiş üyelerimizin bağışlanması ile ilgili MYK’mızla kararlaştırdığımız ve Parti Meclisine indirdiğimiz bir liste vardı; ben buraya gelirken o liste görüşülüyordu, muhtemelen o da tamamlanmıştır.”
“İstanbul’da herhangi bir kriz durumu yok”
Sarı, İstanbul İl Başkanlığı atamasının yapılmamasının gerekçesinin sorulması üzerine şu yanıtı verdi:
“Geçen hafta hangi noktadaysak bugün de aynı noktadayız. Bu meselede yeni bir durum yok. Bir kriz de söz konusu değildir. Durumda değişiklik olmaması bir kriz olduğu anlamına gelmez. MYK’da bir oylama oldu ve Sayın Genel Başkan yetkiyi aldı. Takdir kendisinindir. ‘Şu kişiyi İl Başkanı olarak atıyorum, yazısını yazın’ diyecektir ve yazı tebliğ edilecektir. Bu tamamen Sayın Genel Başkan’ın uhdesinde ve yetkisinde olan bir şeydir. İstanbul’da CHP ilçeleri çalışmakta ve kongrelere hazırlanmaktadır; herhangi bir kriz durumu yoktur.”
( ANKA )